AFGANİSTAN’DAN YABANCI BİRLİKLERİN ÇEKİLMESİ SONRASI TALİBAN‘IN İLERLEYİŞİ
Yorum No : 2021 / 44
16.07.2021
10 dk okuma

29 Şubat 2020 tarihinde ABD ile Taliban arasında imzalanan Doha Antlaşması’nda, Taliban ABD ve müttefiklerine saldırmayacağına dair güvence vermiş ve tüm yabancı kuvvetlerin Afganistan’dan çekilmesi kararlaştırılmıştır. Bu antlaşmanın sonucu, ABD ordusu birliklerinin ve NATO’nun “Kararlı Destek Misyonu”nda faaliyet gösteren ülkelerin askerlerinin, personellerinin yüzde doksanından fazlası Afganistan’dan çekilmiştir.[1] “Birlikte geldik, birlikte çıkacağız” ilkesi uyarınca, tüm askerlerin ve personelin Afganistan’dan çekilmesinin Ağustos ayına kadar tamamlanması beklenmektedir.

11 Eylül 2001’de El Kaide’nin ABD’de gerçekleştirdiği terör saldırıları sadece ABD için değil tüm dünya için önemli bir olay teşkil etmiştir. ABD, 11 Eylül’den sonra terörizme karşı savaş ilan etmiş, Taliban’ın El-Kaide ile işbirliği gerekçesiyle ve Usame Bin Ladin’i cezalandırmak amacıyla Afganistan’da Sonsuz Özgürlük Operasyonu’nu başlatmıştı. Afganistan’daki Kuzey İttifakı 1998’den bu yana Taliban’a karşı yürüttükleri mücadelelerinde, 2001 sonrası ABD’den destek bulmuş, ABD ile Ladin’e karşı da işbirliği içinde olmuştu. Askeri harekat sonrasında kısa sürede başarı kazanıldığı ilan edilmiş, Bin Ladin bulunamamış ama Afganistan’da istikrarın tesisi hedefine yönelik gelişmelere yol açılmıştı.

Terörle mücadele hedefindeki ABD liderliğindeki müdahale, daha sonra Afganistan’da devlet inşası ve demokratikleşmeye dair bir gündem üzerinde şekillenmiştir. 2002 yılında Bonn Konferansı toplanmış, burada Taliban sonrası dönem için devlet inşası üzerine de görüşülmüştür. Bonn Antlaşması ve BM Güvenlik Konseyi 1386 sayılı kararı uyarınca “Uluslararası Güvenlik Destek Gücü”nün (ISAF) kurulması ile Kabil’e güvenlik yardımı için bölgede istikrar sağlanana kadar uluslararası koalisyon güçlerinin Afganistan’da faaliyetlerinin başlaması kararlaştırılmıştır. Bu süreçte Taliban’ın hiçbir zaman kökü kazınamamış, güvensizlik sorununun kaynağı olarak ise Afganistan’da güçlü, merkezi bir devletin yokluğu gösterilmiştir. Bu amaçla anayasa oluşturulması, seçimlerinin yapılması, yeniden bütünleşme programlarının uygulanması dahil olmak üzere, “demokratik barış teorisi”ne dayalı bir barış inşası programı öne sürülmüştür.[2] Ancak çeşitli yazarlar bu süreçte liberal ilkelere yönelik taahhütler ile sahadaki fiili uygulamalar arasında bir ayrışma oluştuğunu ifade etmektedirler.[3] Yazarlar, 2008’den itibaren ademi merkeziyetçi anlayış üzerinden yerel aktörlerin dahil edilmesinin çözüm yolu olarak gösterildiğine, ancak eski mücahit komutanlar ile pazarlıklar ile savaş zamanı dinamiklerinin yeniden üretildiğine,  yapılan bağışların geniş himaye ağlarının oluşmasını kolaylaştırdığına, batılı devletlerin Afgan tarihini ve kültürünü stratejik çıkarları için seçici olarak araçsallaştırdığına işaret etmektedirler.[4]

Afganistan’ın Tora Bora dağlarında olduğu düşünülen Usame Bin Ladin, 2011 yılında Pakistan’da yakalanmıştır.  2014 yılına gelindiğinde ISAF sona erdirilmiş, yerine daha sınırlı sayıda devletin katıldığı NATO liderliğinde Kararlı Destek Misyonu, Afganistan’ın kendi ordusunun güçlendirilmesi ve Afgan güvenlik güçleri ve kurumlarına eğitim, tavsiye ve yardım sağlama stratejisi hedefiyle kurulmuştur. Günümüze değin Afganistan’da bulunan batı kuvvetlerinin varlığını bu misyon oluşturmaktadır.

Afganistan’da istikrar, yıllar içerisinde sağlanamamış, ayrıca ABD-Taliban anlaşması ile Taliban’ın bir aktör olarak kabul edilmesi sonucu Taliban meşru bir konuma getirilmiştir. ABD-Taliban anlaşmasının bir maddesi de Afganistan içi diyalogu öngörmektedir ve bununla mevcut hükümet ile Taliban arasında müzakerelerin gerçekleştirilmesi kararlaştırılmıştır. Eylül 2020’de Afganistan içi diyalog görüşmeleri başladıysa da Taliban hükümet güçlerine karşı saldırılarını şiddetlendirmiştir. Afganistan’daki tüm yabancı kuvvetler çekilinceye kadar görüşmelerde çözüm yoluna gitmeyeceğini açıklayan Taliban, bu süreçte ilerleyerek kilit kazanımlar elde etmiştir. 24 Nisan 2021’de İstanbul’da gerçekleştirilmesi planlanmış olan Afganistan barış görüşmelerine de katılmamıştır. ABD birliklerinin çekilmeye başladığı 1 Mayıs'tan Temmuz ayına kadar Taliban, kontrolü altındaki bölgeleri ikiye katlamıştır.[5] Mevcut durumda, Taliban’ın ülkenin yüzde 85’ine hakim olduğu ifade edilmektedir. Taliban, Afgan askerlerinin büyük miktarda silah ve mühimmatını ele geçirmiştir.[6] Afganistan’ın İran, Pakistan, Türkmenistan sınırları şu an Taliban tarafından fiilen kontrol altına alınmıştır.

Avrasya’nın güneyindeki kuşakta yer alan bir ülke olan Afganistan’da olacak her olay Avrasya ülkelerini son derece yakından alakadar etmektedir. Afganistan’dan İran’a oradan Türkiye üzerinden Avrupa’ya doğru bir mülteci akını başlamış durumdadır. Taliban’ın ülkenin yönetimini tamamen ele geçirmesi durumunda, olası iç savaş senaryoları da dile getirilmektedir ve bunun sonucu olarak mülteci sayılarının katlanacağı ifade edilmektedir.

Hegemonya güç ve zorlama aracılığıyla kurulduğu gibi toplumsal rıza yolu ile de inşa edilmektedir. Afganistan’daki barış inşa sürecinin kasıtlı ya da kasıtsız başarısızlığı, ABD’nin, henüz istikrara kavuşamamış iken Afganistan’ı alelacele terki bölgede kaotik bir durum ortaya çıkarmaktadır. Bu gelişme, bölgeye yeniden müdahale için bir zemin oluşturmaktadır. Nitekim bölgenin güvenliği için, ABD ve NATO’nun askeri altyapısının Orta Asya ülkelerine yerleştirilmesi konusu gündeme gelmiştir. Ancak bölgedeki diğer iki güç Rusya ve Çin’in buna karşı bir duruş sergilediği görülmektedir. Rusya tarafından Amerikan askeri varlığının Afganistan'a komşu ülkelere yeniden yerleştirilmesinin kabul edilemez olduğu vurgulanmıştır,[7] bu süreçte Taliban’ın Çin ile ilişkiler geliştirmekte olduğu yazılmaktadır[8] ve bölgedeki gelişmeler Şanghay İşbirliği Örgütü’nün de odak noktası olmuştur.

Çin ile var olan dar bir sınırı dışında, beş ülke ile komşu olan Afganistan’da Taliban tarafından kontrol altına alınmayan Özbekistan ve Tacikistan sınırları kalmıştır. Bu sınırları da ele geçirmesi durumunda, Taliban Afganistan’a dış bağlantılar bakımından tamamen hakim olmuş olacaktır. Türkiye Kabil Hamid Karzai Havalimanı’nda mevcut olan kuvvetlerinin burada kalmasını önermiş, böylece yabancı misyonlara, diplomatik temsilciliklere erişimin ve güvenliğinin sağlanabileceği ifade edilmiştir. Macaristan ve Pakistan’ın da Kabil Havalimanı’nın güvenliğini sağlamada katkıda bulunabileceği dile getirilmiştir.[9]

Türkiye’nin Afganistan’daki varlığı önce ISAF daha sonra Kararlı Destek Misyonu bünyesinde olmuş, bu süreçte Türkiye, Afganistan’da muharip bir görev almamış, meşru müdafaa durumu dışında silahlı bir çatışmaya girmemiştir. Türk-Afgan ilişkilerinin geçmişe dayalı sağlamlığının yanında, 20. yüzyılın başında Türkiye’den birçok doktor ve subayın Afganistan'da kurumlarının modernleşmesi sürecinde görev almış olması, daha sonra Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Afganistan’a kalkınma destekleri, Türk firmaların Afganistan’da özellikle inşaat sektöründe aktif yer alması Afgan halkının Türkiye’ye karşı hissettiği yakınlık duygusuna katkıda bulunan gelişmeler olmuştur.

Türkiye’nin Kabil Havalimanı’nın güvenliğini sağlama önerisi ile ilgili, çeşitli uzmanlar tarafından Türkiye’nin Afganistan’a karşı ahlaki bir yükümlülük üstlendiği yorumları yapılmıştır. Afgan halkı tarafından Türkiye’ye duyulan sempati ve Türkiye’nin diğer bölgesel aktörler ile ilişkileri bağlamında Afganistan’da işbirliği kurabilmesini sağlayacak benzersiz bir pozisyonu olduğu vurgulanmaktadır.

Türkiye, birliklerini çekmekte olan ABD ve mevcut Afgan hükümeti ile Hamid Karzai Havalimanı’nın statüsü konusunda görüşmelere devam etmektedir. Ancak fiilen ülkenin büyük bir kısmının kontrolünü elinde bulunduran Taliban Türkiye’nin Kabil’deki Havalimanı'nın işletilmesi ve güvenliğinin sağlanması amacıyla ülkede kalma önerisine karşı çıkmakta ve Türk askerinin müttefik birlikler ile çekilmesini istemektedir. Bu ikilem içerisinde, üstelik bazı ülkelerin Afganistan’da diplomatik misyonlarını kapatmaya başladığı bir durumda, Türkiye’nin dikkatli adımlar atması, eğer Türkiye’nin buradaki askeri mevcudiyeti korunacak ise bunun öncelikle Afgan halkı, yönetimi ve uluslararası camia tarafından desteklenmesi gerekmektedir.

 

 

[1] Kasım İleri, “ABD'nin Afganistan'dan çekilme sürecinin yüzde 90'ından fazlası tamamlandı”, Anadolu Ajansı, 6 Temmuz 2021, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abdnin-afganistandan-cekilme-surecinin-yuzde-90indan-fazlasi-tamamlandi/2296104

[2] Florian Krampe,(2013), “The liberal trap: Peacemaking and peacebuilding in Afghanistan after 9/11”. In: Eriksson, M. and Kostić, R. (Eds.), Mediation and liberal peacebuilding: Peace from the ashes of war, Routledge, Sweden, p.57.

[3] Jonathan Goodhand, Mark Sedra (2013), “Rethinking liberal peacebuilding, statebuilding and transition in Afghanistan: an introduction”, Central Asian Survey, 32:3, p. 240.

[4] Age.

[5] Bill Roggio, “Taliban doubles number of controlled Afghan districts since May 1”, Long War Journal, June 29, 2021, https://www.longwarjournal.org/archives/2021/06/taliban-doubles-number-of-controlled-afghan-districts-since-may-1.php

[6] Age.

[7] Vladimir Isachenkov, “Russia against US troops in Central Asia near Afghanistan”, AP News, July 13, 2021, https://apnews.com/article/joe-biden-government-and-politics-russia-europe-afghanistan-b1cc3ba07b4ebcdaa44a7af69ea3f90c

[8] Jamie Seidel, “Why China’s relationship with the Taliban poses an enormous risk”, News.com.au, July 13, 2021, https://www.news.com.au/world/asia/why-chinas-relationship-with-the-taliban-poses-an-enormous-risk/news-story/f1ff3ff42b65939c3dbe5d0f5d3f7ff5

[9] “Kabil Havalimanı'nın güvenliğinin sağlanması…”, SonDakika, 14 Haziran 2021, https://www.sondakika.com/haber/haber-erdogan-kabil-havalimani-nin-guvenliginin-14200546/


© 2009-2021 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.