
29 Ocak 2025 tarihinde Ankara’da Türkiye, Azerbaycan ve Özbekistan’ın; dış işleri, ekonomi ve ulaştırma bakanlarının katıldığı üçlü bir zirve düzenlenmiştir. Bu zirve taraflar arasında kurulan üçlü iş birliği mekanizmasının ikinci toplantısıdır. İlk zirve 2022 yılında Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te gerçekleştirilmiştir. İlk zirvenin ardından taraflar Taşkent Deklarasyonu’nu, Ankara zirvesi sonrasında ise Ankara Deklarasyonu’nu ilan etmişlerdir. Ayrıca Ankara Deklarasyonu’na ek olarak taraflar arasında varılan mutabakatların bir an evvel hayata geçirilmesi için ortak bir Eylem Planı da toplantının ardından kabul edilmiştir.
Üç ülkeden dokuz bakanın katıldığı bu ikinci zirvede taraflar başta ekonomi, ticaret, yatırım, lojistik ve transit taşımacılık alanları olmak üzere uluslararası ve bölgesel konularda iş birliği geliştirme ve tarafların iş birliği potansiyelinin tam olarak hayata geçirilmesi konusunda uzlaşıya varmışlardır.
Uzmanlar, bu üçlü girişimi Avrasya bağlantısallığının üç stratejik ayağını bir araya getiren "Yeni Bir Avrasya Ekonomik Merkezi" olarak değerlendirmektedir.[1] Bölgesel refahın artırılmasını ve ulaşım ağlarının modernize edilmesini hedefleyen bu süreç, üç ülkeyi küresel ticaret ve tedarik zinciri dayanıklılığının merkezine yerleştirme potansiyeline sahiptir. Bu makalede taraflar arasındaki artan iş birliği; üçlü zirveler, yayımlanan deklarasyonlar ve kabul edilen eylem planı üzerinden analiz edilecektir
TAŞKENT ZİRVESİ VE DEKLARASYONU
Taşkent Zirvesi taraflar arasındaki ilk zirvedir ve 2 Ağustos 2022 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Toplantının gerçekleştiği tarihe dikkat edildiğinde, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın henüz başladığı ve Kovid-19 pandemisinin etkilerinin halen hissedilmekte olduğu göze çarpmaktadır. Ayrıca, 2022 yılı Azerbaycan’ın, işgal altındaki topraklarını geri kazandığı Vatan Muharebesi’nin ardından, Ermenistan ile barış müzakerelerinin hız kazandığı bir tarihtir. Dolayısıyla zirvenin ardından yayınlanan Taşkent Deklarasyonu’nun içeriğine baktığımızda bu küresel ve bölgesel şartların belgenin ruhuna tesir ettiği görülmektedir.
Taşkent Deklarasyonu 14 maddeden oluşmaktadır. Dibacede taraf devletlerin egemenlik ve toprak bütünlüğünün altı çizilmektedir. Bu son derece önemlidir. Çünkü yukarıda denildiği üzere 2022 yılı Azerbaycan ve Ermenistan arasında barış müzakerelerinin hız kazandığı ancak sözde Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nin Azerbaycan topraklarında ayrılıkçı faaliyetlerini sürdürdüğü ve bölgesel barışın tesisi önünde ciddi bir engel teşkil ettiği bir zamana rast gelmektedir. Dolayısıyla Taşkent Deklarasyonu’nun bu maddesi barış müzakerelerinde Türkiye ve Özbekistan’ın Azerbaycan’a tam desteğinin diplomatik bir yansımasıdır. Ek olarak, deklarasyonun dokuzuncu maddesinde yer alan “taraflar, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Karabağ ve Doğu Zengazur bölgelerine yatırım yaparak, Azerbaycan'ın çatışma sonrası rehabilitasyon, yeniden yapılanma ve yeniden entegrasyon çabalarına katkıda bulunmanın önemini vurgular ve Azerbaycan Tarafı, Türk ve Özbek şirketlerin Azerbaycan'ın kurtarılmış topraklarının restorasyonu ve yeniden yapılanmasına yönelik altyapı projelerine katılımını takdir ederler” ifadesiyle diplomatik desteğinin yanı sıra ekonomik olarak da Azerbaycan’ın yanında yer aldıklarını belirtmektedir.
Taşkent Deklarasyonu’nun genelinde ekonomik ve ticari iş birliklerine yönelik adımların stratejik birer öncelik olarak belirlendiği görülmektedir. Belge; ticaret, yatırım, sanayi, ulaştırma ve iletişim alanlarında ortak projelerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekerek bu süreçlerin tam potansiyeliyle hayata geçirilmesi için tarafların kesin kararlılığını vurgulamaktadır.
Ulaştırma ve lojistik alanlarına gelecek olursak, deklarasyonda tarafların kendi topraklarından geçen ulaştırma koridorlarının teşviki ve alt yapılarının güncellenmesi, deniz operasyonları için taşıma operatörlerine, liman hizmetleri ve taşımacılık için uygun koşulların sağlanması, sınır ve gümrük geçiş prosedürlerinin dijitalleştirilmesi de dahil olmak üzere operasyonların sadeleştirilmesi ve eTIR, ePermit, eCMR araçları, eCIM ve eCIM/SMGS'nin yanı sıra UN/CEFACT tarafından çok modlu taşımacılık için geliştirilen standartların gerektiği gibi uygulanmasının önemi vurgulanmıştır. Ek olarak, Bakü-Tiflis-Kars Hattı üzerinden demiryolu potansiyelini kullanarak Çin-Avrupa hattındaki deniz limanlarından Orta Koridor'a ilave yük çekerek Orta Koridor’un ticarileşmesinin sağlanması deklarasyonun 10.maddesinin hedefleri arasındadır. 11. Maddede ise uluslararası ulaştırma bağlantılarının genişletilmesi için Zangezur Koridoru’nun önemi vurgulanmaktadır. Ayrıca taraflar, “Termez – Mezar-ı Şerif – Kabil – Peşaver” stratejik demiryolu hattının inşasına ilişkin Özbekistan girişiminin önemini vurgular ve “Özbekistan-Kırgızistan-Çin” demiryolu inşaatı projesine desteklerini de 12.maddede beyan etmişlerdir.
Deklarasyonun geri kalanına baktığımızda ise, 6, 7 ve 8. maddelerde; sanayi, yazılım, dijital ticaret ve gıda güvenliği gibi alanlarda "fiili iş birliği" vurgusu yapılarak, özellikle yenilenebilir enerji kaynakları üzerinden enerji güvenliğine dikkat çekildiğini, 13. madde ile lojistik merkezlerden teknoparklara kadar uzanan geniş altyapı olanaklarının kullanılmasında özel sektörün aktif rolünün kabul edildiği görülmektedir. Son olarak 14. madde, bu iş birliğinin Birleşmiş Milletler, Türk Devletleri Teşkilatı ve İslam İş Birliği Teşkilatı gibi çok taraflı platformlarda eş güdüm içerisinde sürdürüleceğini belirtmektedir.
ANKARA ZİRVESİ VE DEKLARASYONU
Ankara Zirvesi’nin ve Deklarasyonu’nun, Taşkent Zirvesi ve Deklarasyonu ile karşılaştırıldığında daha hacimli olduğu ilk bakışta göze çarpmaktadır. Örnek vermek gerekirse ilk deklarasyon 14 maddeden oluşurken Ankara Deklarasyonu 31 maddeden oluşmaktadır. Ayrıca deklarasyona ek bir de Eylem Planı mevcuttur. Bu durum da Ankara Zirvesi’nde alınan kararların hızlıca sahada yürürlüğe konulacağının bir göstergesidir.
Dikkate değer diğer bir husus ise, Ankara Deklarasyonu’nda Orta Koridor’a daha çok atıfta bulunulmasıdır. Orta Koridor, Taşkent Deklarasyonu’nun sadece 10.maddesinin iki alt bendinde yer alırken Ankara Deklarasyonu’nda doğrudan üç madde Orta Koridor ile ilgilidir. Ayrıca Eylem Planı’nda da Orta Koridor’a doğrudan ve dolaylı vurgular mevcuttur. Bu durumun sebebi elbette aradan geçen üç yılda mevcut uluslararası taşımacılık yollarında yaşanan gelişmelerin bir sonucudur. Rusya-Ukrayna Savaşı Kuzey Koridoru’nu işlevsiz hale getirirken, Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler klasik deniz güzergahının risk faktörünü arttırmıştır.[2] Ayrıca, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan ötürü Avrupa’nın alternatif enerji kaynaklarına yönelmesi ve ABD-Çin rekabetinin nadir toprak elementleri üzerinde yoğunlaşmaya başlaması gibi faktörler enerji ve nadir toprak elementleri bakımından zengin olan Orta Asya’ya küresel ilginin artmasına sebep olmuştur.[3] Bu durumda doğal olarak Orta Koridor’un önemini arttırmaktadır.
Orta Koridor’a yapılan vurgunun artması gibi ilk bakışta fark edilebilecek başka bir husus ise Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) Ankara Deklarasyonu’nun sekiz farklı madde ve bu maddelere bağlı yedi farklı bentte olmak üzere on yedi kez ifade edilmesidir. Taşkent Deklarasyonu’nda Türk Devleri Teşkilatı’ndan hiç bahsedilmemektedir. Bu durum, üçlü iş birliği mekanizmasının yalnızca Türkiye, Azerbaycan ve Özbekistan arasındaki ikili ve üçlü ilişkilerin bir uzantısı olmadığını, aynı zamanda Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde gelişmekte olan daha geniş ölçekli bölgesel entegrasyon sürecinin bir parçası haline geldiğini göstermektedir. Nitekim Ankara Deklarasyonu’nda TDT bünyesinde imzalanan ulaştırma bağlantısallığı programları, dijital ekonomi ortaklığı anlaşmaları ve basitleştirilmiş gümrük koridoru gibi düzenlemelere yapılan atıflar, tarafların mevcut üçlü iş birliği mekanizmasını daha geniş bir kurumsal çerçeveye entegre etme iradesini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Ankara Deklarasyonu, üç ülke arasındaki iş birliğinin TDT’nin belirlediği stratejik hedefler ile uyumlu bir şekilde ilerlediğini ve ulaştırma, ticaret ve dijitalleşme alanlarında ortaya konulan ortak vizyonun somut bir yansıması olduğunu göstermektedir. Bu durum, söz konusu üçlü mekanizmanın, Türk dünyası içerisinde son yıllarda ivme kazanan ekonomik bütünleşme sürecine katkı sağlayan tamamlayıcı bir unsur olarak değerlendirilebileceğine işaret etmektedir.
Bu çerçevede Ankara Deklarasyonu’nun 17. maddesinde Türk Yatırım Fonu’nun faaliyete geçmesine yapılan vurgu, ekonomik iş birliğinin finansal bir zemine oturtulmasının hedeflendiğini göstermektedir. Söz konusu fonun ulaştırma, altyapı, dijitalleşme ve sanayi alanlarındaki projelere kaynak sağlaması öngörülmektedir. Bu durum, üçlü iş birliği mekanizmasının yalnızca siyasi ve kurumsal düzeyde değil, aynı zamanda somut ekonomik araçlar vasıtasıyla da desteklenmesinin amaçlandığına işaret etmektedir.
Ankara Deklarasyonu’nun geneline bakıldığında ise, Taşkent Deklarasyonu’nda ortaya konulan hedeflerin önemli bir kısmının somut uygulama aşamasına taşınmaya başlandığı görülmektedir. Nitekim Taşkent Deklarasyonu’nda taraflar arasında ulaştırma ve transit süreçlerinin kolaylaştırılması, gümrük prosedürlerinin uyumlaştırılması ve Orta Koridor’un etkinliğinin artırılması yönünde belirlenen hedeflerin, Ankara Deklarasyonu’nda daha teknik ve uygulamaya dönük ifadelerle ele alındığı dikkat çekmektedir. Özellikle karayolu taşımacılığında e-Permit sisteminin uygulanmasına yönelik çalışmaların memnuniyetle karşılandığının belirtilmesi ve dijital gümrük uygulamalarına yapılan atıflar, önceki deklarasyonda ortaya konulan kolaylaştırma hedeflerinin belirli ölçüde hayata geçirilmeye başlandığını göstermektedir.
Yukarıda değinilen konular dışında Ankara Deklarasyonu küresel sorunlara da yönelik maddeler içermektedir. Taraflar, Gazze'de ilan edilen ateşkesi memnuniyetle karşılayarak tüm saldırı ve zulmün sona erdirilmesi ve Filistinlilerin insani yardıma engelsiz erişiminin sağlanması için ateşkesin tüm taraflarca tam olarak uygulanması çağrısında bulunmuş İsrail-Filistin ihtilafına 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve hemhudut bir Filistin Devletiyle iki devletli çözüm temelinde adil ve kalıcı bir çözüm çağrısında bulunmuşlar ve Filistin Devleti'nin BM üyeliğine seçilebilir olduğunu ve dolayısıyla kabul edilmesi gerektiğini beyan eden 10 Mayıs 2024 tarihli BM Genel Kurul Kararını memnuniyetle karşılamışlardır. Ayrıca, Afganistan'da kalıcı barış, istikrar, refah, güvenlik ve sosyo-ekonomik kalkınmanın Orta Asya'da güvenliğin sağlanması açısından önemli bir faktör olduğunu ve uluslararası toplumun Afgan halkına kesintisiz insani yardım sağlama çabalarını sürdürmesinin önemini vurgulamışlar ve bölgeler arası taşımacılığı ve ekonomik bağlantısallığı güçlendirecek, ticaret akışını arttıracak ve bölgeler arasındaki ekonomik ilişkiler için yeni fırsatlar yaratacak Trans-Afgan Demiryolu Projesi'nin önemini dile getirmişlerdir.
Son olarak, deklarasyonun 24. maddesinde, tarafların bölgesel enerji güvenliğini güçlendirmek amacıyla özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarına odaklanan daha geniş bir enerji iş birliği zeminini değerlendirme kararlılığı vurgulanmıştır. Bu vizyonun bir tamamlayıcısı olarak 26. maddede ise Azerbaycan’ın COP29’a (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 29. Taraflar Konferansı) başarılı ev sahipliği takdirle karşılanmış; iklim eyleminin sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu hale getirilmesi noktasında ortak bir taahhüt ortaya konmuştur.
SONUÇ
Kurallara dayalı uluslararası düzenin “yıkım altında” olduğu ve mevcut küresel ittifakların ve iş birliği mekanizmalarının aşındığı bir dönemde[4], Türkiye-Azerbaycan-Özbekistan arasında kurulan bu ortak mekanizma ve sergilenen stratejik kararlılık son derece önemlidir. Üç yıl arayla yayınlanan deklarasyonlar tarafların ortak bir gelecek için politik, ekonomik ve diplomatik iş birliklerinin somut adımlarla ilerlediği ve ortak bir vizyona sahip olduklarının bir işaretidir. Ayrıca, ikinci deklarasyonda Türk Devletleri Teşkilatı’na yapılan yoğun vurguların sıklığı ve derinliği, bu iki mekanizmanın ortak bir zeminde buluştuğu yeni bir kurumsal entegrasyon modeline evrilebileceğine veya TDT’den üçlü mekanizmaya yeni üyelerin dahil edilerek yapının genişleyebileceğine işaret etmektedir. Bu üçlü yapı; Orta Asya devletlerinin "C5+1" formatlarında olduğu gibi, küresel güç merkezleriyle kendi özgün kimliğiyle ortaklıklar kurabileceği stratejik bir platforma dönüşme potansiyelini de içinde barındırmaktadır.
Bu stratejik öngörülerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ve üçlü mekanizmanın gelecekte nasıl şekilleneceği, Ankara zirvesinin ardından tarihi daha sonra belirleneceği ilan edilen Bakü zirvesi ile netlik kazanacaktır. Bölgesel ve küresel krizlerin derinleştiği mevcut konjonktürde, varılan mutabakatların sahaya yansıtılması ve kurumsal yapının pekiştirilmesi adına Bakü Zirve’si büyük önem arz etmektedir.
*Resim:Anadolu Ajansı
[1] Seymur Mammadov, “Comment: Turkey, Azerbaijan, and Uzbekistan Create New Eurasian Economic Hub,” bne IntelliNews, 5 Şubat 2025, https://www.intellinews.com/comment-turkey-azerbaijan-and-uzbekistan-create-new-eurasian-economic-hub-365432/.
[2] Teoman Ertuğrul Tulun, “Ukrayna Savaşı Döneminde Türkiye’nin Avrasya’daki Orta Koridorunun Yükselen Stratejik Önemi,” AVİM Analiz, no. 2024 / 9 (2024), https://avim.org.tr/tr/Analiz/UKRAYNA-SAVASI-DONEMINDE-TURKIYE-NIN-AVRASYA-DAKI-ORTA-KORIDORUNUN-YUKSELEN-STRATEJIK-ONEMI.
[3] Seyda Nur Osmanlı, “C5+1 Washington Zirvesi,” AVİM Yorum, no. 2025 / 104 (2025), https://avim.org.tr/tr/Yorum/C5-1-WASHINGTON-ZIRVESI.
[4] Teoman Ertuğrul Tulun, “Kurallara Dayalı Uluslararası Düzen Efsanesi Yıkım Altında,” AVİM Yorum, no. 2026 / 13 (2026), https://avim.org.tr/tr/Yorum/KURALLARA-DAYALI-ULUSLARARASI-DUZEN-EFSANESI-YIKIM-ALTINDA-1.
© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır
Henüz Yorum Yapılmamış.
-
2019 İSTANBUL ERMENİ PATRİĞİ SEÇİMİ TALİMATNAMESİ VE İLGİLİ TARTIŞMALAR
Mehmet Oğuzhan TULUN 30.10.2019 -
RUSYA ANAYASASI’NDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
Turgut Kerem TUNCEL 07.07.2020 -
ERMENİSTAN-RUSYA EKSENİNDE ARTAN GERGİNLİK VE GÜÇ MÜCADELESİ
Tutku DİLAVER 01.07.2020 -
MAKEDONYA İSİM DEĞİŞİKLİĞİ REFERANDUMU: FARKLI ÇIKARLAR, FARKLI PERSPEKTİFLER
Vuslat Nur ŞAHİN 09.10.2018 -
AVRUPA BİRLİĞİ’NİN DOĞU ORTAKLIĞI ANLAŞMASI VE “DOĞU”DAKİ VAZGEÇEMEDİĞİ ORTAĞI
Hazel ÇAĞAN ELBİR 31.10.2017
-
25.01.2016
THE ARMENIAN QUESTION - BASIC KNOWLEDGE AND DOCUMENTATION -
12.06.2024
THE TRUTH WILL OUT -
27.03.2023
RADİKAL ERMENİ UNSURLARCA GERÇEKLEŞTİRİLEN MEZALİMLER VE VANDALİZM -
17.03.2023
PATRIOTISM PERVERTED -
23.02.2023
MEN ARE LIKE THAT -
03.02.2023
BAKÜ-TİFLİS-CEYHAN BORU HATTININ YAŞANAN TARİHİ -
16.12.2022
INTERNATIONAL SCHOLARS ON THE EVENTS OF 1915 -
07.12.2022
FAKE PHOTOS AND THE ARMENIAN PROPAGANDA -
07.12.2022
ERMENİ PROPAGANDASI VE SAHTE RESİMLER -
01.01.2022
A Letter From Japan - Strategically Mum: The Silence of the Armenians -
01.01.2022
Japonya'dan Bir Mektup - Stratejik Suskunluk: Ermenilerin Sessizliği -
03.06.2020
Anastas Mikoyan: Confessions of an Armenian Bolshevik -
08.04.2020
Sovyet Sonrası Ukrayna’da Devlet, Toplum ve Siyaset - Değişen Dinamikler, Dönüşen Kimlikler -
12.06.2018
Ermeni Sorunuyla İlgili İngiliz Belgeleri (1912-1923) - British Documents on Armenian Question (1912-1923) -
02.12.2016
Turkish-Russian Academics: A Historical Study on the Caucasus -
01.07.2016
Gürcistan'daki Müslüman Topluluklar: Azınlık Hakları, Kimlik, Siyaset -
10.03.2016
Armenian Diaspora: Diaspora, State and the Imagination of the Republic of Armenia -
24.01.2016
ERMENİ SORUNU - TEMEL BİLGİ VE BELGELER (2. BASKI)
-
AVİM Konferans Salonu 17.02.2026
“BREST-LİTOVSK ANTLAŞMASI VE TÜRKİYE-SOVYETLER BİRLİĞİ VE ERMENİSTAN İLİŞKİLERİNE ETKİSİ” BAŞLIKLI KONFERANS



