
Avrupa Birliği (AB) ülkelerindeki diplomatik temsilciliklerde cinsiyet eşitliği, uluslararası ilişkilerin önemli bir tartışma alanı olarak öne çıkmaktadır. EU Observer tarafından yürütülmüş araştırma, María Álvarez Del Vayo, Adrián Maqueda ve Carmen Torrecillas tarafından “Only three out of ten ambassadors from EU countries are women” (Tr. “AB ülkelerinden olan büyükelçilerin yalnız üçte biri kadın”) başlığı ile kaleme alınmıştır[1]. Bahse konu makale, bu konuyu derinlemesine ele alarak, AB büyükelçilerinin yalnızca %30’unun kadın olduğunu vurgulamakta ve bu durumun tarihsel, yapısal ve toplumsal köklerini incelemektedir. Makalenin ana hatları kısaca değinecek olursak bazı hususların dikkat çektiğini söyleyebiliriz. Makale, diplomatik kariyerin zirvesi olan büyükelçilik pozisyonlarının, uzun yıllar süren eğitim, kaynak yatırımı ve fedakârlık gerektirdiğini belirterek başlamaktadır. Ancak, bu alanda erkeklerin baskınlığının devam ettiği vurgulanmış, kadın büyükelçilerin oranının ise 2024 itibarıyla yalnızca %30 seviyesinde kaldığını belirtmiştir. Profesörler Karin Aggestam ve Ann Towns’un alıntılandığı üzere, diplomasi geleneksel olarak erkeklere ayrılmış bir alan olarak görülmüştür. Deborah Rouach gibi uzmanlar, kadınların diplomatik hizmete geç girişini (yaklaşık 1970’ler) temel nedenlerden biri olarak işaret etmekte; örneğin Yunanistan’ın ilk kadın büyükelçisini 1986’da, Portekiz’in ise 1998’de atadığı belirtilmektedir. Bazı AB ülkelerinde (İtalya 1960’lara kadar, İspanya 1941-1962 arası) kadınların diplomatik hizmete girişi resmen yasaklanmıştır. Tarihsel ilerlemeye rağmen, ilerleme yavaş olup, küresel ortalama %23 iken AB’de %30’a ulaşılmıştır – ki bu oran 2000’lerin başında %9’un altındaydı.
Makale, güncel eşitsizliğin toplumsal baskılardan kaynaklandığını vurgular: Diplomatik yapı, erkek büyükelçinin eşi tarafından desteklendiği bir model üzerine kurulmuştur, ancak kadın büyükelçiler benzer desteği bulamamakta, aile sorumlulukları kariyerlerini etkilemektedir. Fransız diplomatlar üzerine yapılan bir çalışma, kadınların yurtdışı görevlerini daha az üstlendiğini ve bunun üst düzey pozisyonlara erişimi sınırladığını göstermektedir. Ülke bazında, Finlandiya %53 ile en yüksek orana sahipken, Kıbrıs, Malta ve Çekya %15’in altında kalmaktadır. Büyük ülkeler arasında Hollanda neredeyse pariteye yaklaşırken, İtalya düşük oranlarla dikkat çekmektedir. Ayrıca, kadın büyükelçilerin daha az prestijli ülkelere atanma eğilimi, eşitsizliği pekiştirmektedir. Makale, diplomatik hizmete kadın girişinin arttığını (örneğin İspanya’da 2021-2023 arası sınıflarda eşitlik veya çoğunluk) not etmekle birlikte, “sızdıran boru hattı” metaforuyla üst düzeylerdeki kaybı ele almakta ve güç yapılarının yeniden tasarlanması gerektiğini savunmaktadır.
Bu bağlamda, Türkiye’nin diplomatik cinsiyet eşitliği performansı, AB ortalamasıyla kıyaslandığında dikkate değer bir ilerlemeyi yansıtmaktadır. Türkiye, kadın hakları alanında erken reformlarıyla bilinen bir ülke olarak, 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyarak birçok Avrupa ülkesinden önce adım atmıştır. Bu devrim, kadınların toplumsal ve profesyonel katılımında dönüm noktası olmuş, diplomatik alanda da yansımalarını bulmuştur. Türkiye’nin ilk kadın büyükelçisi Filiz Dinçmen’in 1982’de Lahey Büyükelçiliği’ne atanması, bu sürecin somut bir örneğidir – ki bu tarih, makalede belirtilen bazı AB ülkelerinin ilk atamalarından daha erkendir.
Günümüzde, Türkiye’nin 147 dış temsilciliğinde 40 kadın büyükelçi görev yapmaktadır, bu da dış temsilciliklerde yaklaşık %27’lik bir orana tekabül etmektedir. Bu rakam, merkezdeki kadın büyükelçileri içermemekte olup, merkez görevlerinde daha yüksek bir oran gözlemlenmektedir. Bölgesel dağılım, Türkiye’nin küresel diplomatik angajmanını da yansıtmaktadır: Avrupa ve Balkanlar’da 17, Afrika’da 8, Amerika kıtasında 8 ve Asya’da 7 kadın büyükelçi bulunmaktadır. Bu dağılım, Türkiye’nin çok yönlü dış politika yaklaşımını vurgulamakta; örneğin Afrika ve Asya’daki varlık, kalkınma işbirliği ve ekonomik diplomatik önceliklerle uyumludur.
AB’nin genel olarak Türkiye’ye yönelik eleştirilerine ve olumsuz algı yaratma çabalarına rağmen, Türkiye’nin kadın diplomatik temsilindeki durumu AB’nin ulaşmaya çalıştığı eşitlik politikalarının etkinliğini göstermektedir. AB ortalaması %30 iken Türkiye’nin %26’sı yakın bir seviyede olup, erken reformlar sayesinde bu alanda daha sağlam bir temel oluşturulmuştur. Bununla birlikte, küresel eğilimler gibi Türkiye’de de cinsiyet eşitliğinde ilerleme potansiyeli vardır; aile sorumlulukları ve kariyer dengesi gibi evrensel zorluklar, tüm ülkelerde olduğu gibi ele alınmalıdır. Türkiye, bu alanda AB ile işbirliği fırsatlarını değerlendirerek, diplomatik eşitlikte öncü rolünü pekiştirebilir – zira kadın büyükelçilerin artan sayısı, uluslararası ilişkilerde çeşitliliği ve kapsayıcılığı güçlendiren bir unsurdur.
Sonuç olarak, makalenin işaret ettiği gibi, diplomatik eşitlik yavaş ama istikrarlı bir süreçtir. Türkiye’nin deneyimi, erken yasal reformların uzun vadeli faydalarını kanıtlamakta olup, AB ülkeleriyle mukayesede olumlu bir örnek teşkil etmektedir. Uluslararası toplum, bu alanda ortak standartlar geliştirerek, diplomasiyi daha temsili ve etkili kılabilir.
*Görsel: https://euobserver.com/eu-and-the-world/ar139edfbc.
[1] María Álvarez Del Vayo, Adrián Maqueda ve Carmen Torrecillas, “Only three out of ten ambassadors from EU countries are women,” (Tr. “AB ülkelerinden olan büyükelçilerin yalnız üçte biri kadın”) EU Observer, euobserver.com, 5 Ocak 2026, https://euobserver.com/eu-and-the-world/ar139edfbc.
© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır