2017’den bu yana ivme kazanan Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD), 2025’te Hindistan’ın ev sahipliği yapması beklenilen zirvenin yapılmaması nedeniyle aksaklığa uğramıştır. Bu süreç içinde Hindistan’ın Çin ile görüşmelerine devam etmesi ve petrol ihtiyacının büyük oranını hala Rusya’dan ihraç etmesi göze çarpmakta ve ABD ile olan ilişkilerinde soru işaretleri yaratmaktadır. Hindistan’ın bu olaylardan kaynaklı ABD ile yaşadığı gerilimler QUAD işbirliğini belirgin bir çıkmaza sürüklemiş durumdadır. ABD’nin geçtiğimiz yıl Ağustos ayında Hindistan’a uyguladığı yaklaşık %50’lik oranda ağır tarifeler ve Hindistan vatandaşlarını kapsayan vize kısıtlaması taraflar arasındaki gerginliği arttırmıştır. Bu olayın akabinde Hindistan’ın Çin Başbakanı Xi ile bir araya gelerek yapıcı görüşmelerde bulunması “Ejderha-Fil tangosu” metaforuyla betimlenen yaklaşımların ipucunu oluşturmaktadır.[1] Bu da, QUAD’ın geleceğine dair soru işaretlerini artırmaktadır. Süreç, ABD-Hindistan stratejik işbirliğinin sürdürülebilirliği ve Hindistan’ın büyük güç rekabetinde konumlandırılması bakımından kritik bir sınavı temsil etmektedir.
Dörtlü Güvenlik Diyaloğu, 2004 yılında meydana gelen Hint Okyanusu depremi ve tsunamisinin yarattığı insani krize hızlı ve organize bir yanıt verebilmek için acil yardım ve lojistik koordinasyonu sağlamak amacıyla kurulmuş bir stratejik diyalogdur. Ana dört üyesi Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Hindistan ve Avustralya’dır. Bu dört ülke arasındaki pragmatik, insani ve operasyonel işbirliği daha sonrasında literatürde “QUAD 1.0” olarak kavramsallaştırıldı. 2007 yılında Japonya Başbakanı Abe Şinzo inisiyatifinde QUAD için resmi bir toplantı yapılması sağlandı ve diyalog ilk resmi görünürlüğünü kazandı ancak 2017 yılındaki ASEAN zirvesine kadar aktifliğini yitirmiştir. Bu zirvede dört ülke, Hint-Pasifik’te artan Çin etkisine karşı bir araya gelerek bu sefer farklı bir ana temayla QUAD’ı tekrar aktif hale getirdiler. On yıl sonra ortaya çıkan bu yeni format “QUAD 2.0” şeklinde tanımlanmaktadır. Her ne kadar Hindistan, Japonya ve Avustralya jeopolitik açıdan Çin’e karşı temkinli ilerlese de Çin’in bölgede artan varlığı ve baskısı sonuç olarak bu ülkeler tarafından tehdit olarak algılandı. Bu durum, Mart 2021 tarihinde yeniden toplanan QUAD üyelerinin ortak bildirisinde “özgür, açık, kapsayıcı bir Hint-Pasifik” hedefi vurgulanarak tek taraflı baskılara karşı durulması gerektiğinin ifade edilmesiyle daha belirgin hâle gelmiştir.[2] “QUAD 3.0” olarak adlandırılan diyaloğun sonraki aşamasında gündem, güvenlik merkezli yapıdan çıkarak teknoloji, sağlık, tedarik zinciri güvenliği ve iklim gibi daha geniş alanlara yayılmıştır. Bu değişimde Çin’in yarattığı stratejik kaygılar belirleyici olmuştur. Ancak gündemin bu şekilde genişlemesi, üyeler arasında öncelik farklılıkları ve koordinasyon sorunlarını da görünür kılmıştır. Dolayısıyla QUAD’ın bu yeni fazı, ittifakın karşı karşıya olduğu yapısal sınırlamaların da daha açık şekilde tartışılmasına zemin hazırlamıştır.
Biden döneminde Wilmington’da yapılan son zirvenin ardından bir sonraki zirvenin 2025 yılında New Delhi’de yapılması planlanıyordu. Ancak süreç, QUAD içerisindeki dengelerin özellikle ABD-Hindistan hattında yeniden tartışılır hâle geldiği bir döneme denk geldi. İkinci Trump yönetiminde Washington’un teknoloji ve ticaret alanında daha korumacı bir çizgiye yönelmesi, buna karşın Hindistan’ın stratejik özerklik vurgusunu giderek sertleştirmesi, iki ülke arasındaki işbirliğinin sınırlarını görünür kıldı. Bu durum yalnızca ikili ilişkilerde değil, QUAD’ın genel işleyişinde de bir uyum sorunu olduğu yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Hindistan her ne kadar Rus petrolüne olan bağımlılığını stratejik olarak azaltmaya çalışsa da büyüyen ekonomisinden ve artan enerji ihtiyacından kaynaklı bu kapıyı kalıcı olarak kapatması mümkün değildir.[3] Geçtiğimiz yıl Trump yönetiminin %50’lere varan tarifeler uygulaması Washington’un, Rusya’dan petrol alımını azaltması konusunda Yeni Delhi’ye uzun süredir yaptığı baskının bir yansıması olmuştur. Buna rağmen Hindistan’ın Rusya’dan enerji alımını sürdürmesi ve Çin’le diplomatik ve ekonomik temaslarını koparmadan devam ettirmesi, ülkenin kendi bağımsız çizgisini koruma çabasının bir parçası olarak görülebilir.[4] ABD açısından bakıldığında ise bu tablo QUAD’ın Çin karşısında daha net bir tutum almasını zorlaştıran bir durum yaratmaktadır. Hindistan’ın bu çok yönlü politikası bir yandan ülkenin stratejik özerkliğini gösterirken diğer yandan QUAD içinde son zamanlarda oluşan sorunları görünür hale getirmiştir.
Hindistan-Çin ilişkilerinde Pekin’in “Ejderha–Fil tangosu” (“Dragon–Elephant tango”) metaforuyla dile getirdiği daha yakın işbirliği arayışı, son dönemde dikkat çeken söylemlerden biri haline gelmiştir. Çin lideri Xi Jinping bu ifadeyi kullanarak iki ülkenin tarihsel krizlerin ötesinde ekonomik ve diplomatik alanlarda birlikte yol alması gerektiğini vurgulamıştır.[5] Aynı zamanda 2025’te Çin ve Hindistan’ın sınırdaki gerilimlerin ardından sınır ticaretini yeniden açma ve diplomatik kanalları canlandırma yönünde attığı adımlar bir normalleşme niyeti olarak okunabilir.[6] Ancak sınır anlaşmazlıkları, bölgesel rekabet ve karşılıklı güvensizlik gibi yapısal sorunlar nedeniyle bu yakınlaşma söylemi somut bir ilerlemeye dönüşememektedir.[7] Çin’le yürüttüğü bu “tango” niteliğindeki denge politikası, Hindistan’ın stratejik özerklik arayışının bir yansıması olarak görülse de ABD ve diğer QUAD üyeleri açısından belirsizlik ve kaygı yaratıyor.
Hindistan’ın dış politikası bugün hem ABD hem de Çin ile rekabet ve işbirliğini aynı anda yürüten, stratejik özerkliğe dayalı bir dengeleme stratejisi izlemektedir. ABD ile yaşanan ticari ve diplomatik gerilimler, Çin’le ise güvensiz fakat sürdürülen temaslar, Hindistan’ın büyük güçler karşısında hiçbir ittifaka tam olarak bağlanmak istemediğini göstermektedir. Bu durum QUAD içinde hem belirsizlik hem de stratejik bir kırılganlık yaratmaktadır. Sonuç olarak, QUAD’ın geleceği büyük ölçüde Hindistan’ın Washington ile yaşadığı sorunları nasıl yöneteceğine ve Pekin’le zorunlu yakınlığının sınırlarını nasıl belirleyeceğine bağlıdır. Bu iki eksen arasındaki hareketlilik, diyalogun Asya’daki güç dengesinde nasıl bir rol oynayacağını da belirleyecektir.
*Resim: Asia Times